"İnsan seni gördü mü kolundan tutup 'hadi bir kahve içelim' demek istiyor." derdi.Gülsem mi ağlasam mı bilemezdim.Gözlerimi kocaman açarak bakardım.
"Çünkü." derdi "Çünkü sen kahve içerken ellerin titriyor.Hep bir acaba döker miyim telaşı.Söylesene hayatı da böyle titrek ve korkak mı yaşarsın sen?"
Güçsüzlüğümü yüzüme vurmasından hiç hoşlanmazdım.Gözlerime bakardı.
"Gözlerin." derdi."İnsan ilk başta iri ve güzel olduklarını fark ediyor,biraz daha derin biraz daha içten bakınca o gözlerin her an kırılacakmış gibi baktığını görüyor."
"Bunu sadece sen fark ediyorsun."
Uzanıp ellerimi tutardı,utanıp geri çekmek için delice bir istek duyardım.Bırakmazdı.Bir sigara yakıp devam ederdi:
"İnsan tanımak istiyor seni.Merak ediyorum mesela,kaç şekerli içersin çayını?Hep böyle az mı gülersin ? Gözlerin hep böyle kırılacak gibi mi bakar senin ? Öğrenmek istiyorum,en sevdiğin renk nedir ? Mutlu olunca nasıl davranırsın,çay içerken de titrer mi ellerin böyle ? Kitapları sevdiğin kadar sevebilir misin mesela bir adamı ? Tanımak istiyorum seni.Yağmuru mu seversin karı mı ? Yoksa ilkbahar mı senin mevsimin?"
Bir
gökkuşağı düşlüyorum.Sekizinci renkte ruhumdaki tüm renkleri
yansıtabileceğim…Sadece yedi renkle sınırlı kalmasın,diğer renkler darılmasın
istiyorum.Gökkuşağında tüm renkler olsun istiyorum.
Bir pazar sabahı düşlüyorum.Hafif güneş
altında seri adımlarla bir deniz kenarında
yürümek istiyorum.Bankta
oturan hiç tanımadığım yaşlı bir adam hapşurduğunda çok yaşa diyecek kadar iyi
biri olmayı istiyorum.
Bir sonbahar akşamı düşlüyorum .Üzerime bir
ceket giyip , sokaklara derin soluklar bırakmak istiyorum.Birini terk eder
gibi…İçimdeki tüm kötülükleri terk etmeyi umuyorum.Rüzgar , saçlarımla dans
ederken bir sokak köpeğiyle herhangi bir kaldırımda oturup, ona içimden ne
gelirse onu anlatmak istiyorum.Çoğu insandan daha fazla sadakat sahibi olduğu
için teşekkür etmek istiyorum ona.Sonra ceketime biraz daha sarılıp,sokağa
derin soluklar bırakarak uzaklaşmak istiyorum.
Bir deniz düşlüyorum.Derinliklerine dalıp
,yunuslarla satranç oynayıp,deniz kızıyla bir
kahve içmek
istiyorum.Yeryüzünden bir prense olan aşkını dinlemek istiyorum.Bu kadar masum
ve çok sevebildiği için teşekkür etmek istiyorum ona.
Bir yağmur düşlüyorum,tüm ruhumu
yıkayabilecek.Pencereme vururken damlaları bir
şiir kitabı okumak
istiyorum.Yağmur sesi kulağıma dolarken, bir kitapla bütünleşmek
istiyorum.Ruhumu okumasına,yüreğimi okşamasına izin vermek istiyorum.En iyi
dost kitaptır çünkü,iyi biliyorum.
Bir mayıs düşlüyorum.Hani şair demiş ya :
Mayıstı , seni o yüzden bağışladım.İşte bu yüzden bir mayıs sabahına
kırıldığım,kızdığım kim varsa hepsini affederek uyanmak istiyorum.Bunu
yapabilecek kadar güçlü biri olmayı umuyorum.
Minik bir kız çocuğu düşlüyorum.Kırmızı bir
rugan ayakkabı hediye edip,yüzündeki içten gülümseme olmak istiyorum.Sarılırken
bana,kulağına fısıldamak istiyorum:
“Sana kalbinin yumruğun
kadar olduğunu söyleyecekler , inanma küçüğüm.Kalbin her zaman ellerinden büyük
olsun.”
Bir dünya düşlüyorum.Bilim adamları yanılsın
istiyorum.Kalbimiz yumruğumuz kadar küçük olmasın istiyorum.Öyle olsa bile
,içine kocaman sevgiler sığdırabilecek kadar iyi biri olalım istiyorum.En
önemlisi , bize kötülük yapan insanlara bile iyilik yapabilecek kadar güçlü
biri olalım istiyorum.
Bu yazıyı yazdım,çünkü sadece size bir
şeyler anlatıyor olmayı istedim.Kalbinizin yumruğunuzdan daha büyük
olabileceğini bilin istedim.
Denize olan tutkum neye dayanır ,hiç bilmem.Belki bozkırlı bir ailenin kızı olarak dünyaya geldiğimdendir.Kim bilir ?Sürekli denizi özleyerek büyümek...Çünkü ben canım çok yandığı zaman Ankara'nın kuru ayazında düşünmeyi değil bir deniz kenarında ağlamayı tercih ederim hep.Bir ironidir,ağlarken kendimi hiç affetmem.Sadece güçlü insanların içten,hıçkıra hıçkıra ağladıklarını düşünsem bile kendi hıçkırıklarımı duymaktan nefret etmişimdir hep.
Deniz kelimesinin anlamı denizden daha ötedir benim lügatımda.Çünkü ben kendi hapishanesini kendi oluşturan insanlardanım.İstersem paramparça olayım,yine de korkarım birini kırmaya.Çünkü kimi kırsam yine en çok ben kırılırım,iyi bilirim.Şimdi bir adam 'onlar gibi olmazsan kırılırsın' dediğinde hıçkıra hıçkıra 'onlar gibi olamam' dediğim zamanları hatırlıyorum.
Vicdanlı bir yüreğe sahip olmak bazen çok yaralayıcı olabiliyor.Bazen sormuyor değilim:Tanrı'm bu kadar hassas,kırılgan yaratmak zorunda mıydın beni? Konuyu dağıttım biraz biliyorum.Hayatımda çoğu şey toplayamayacağım kadar paramparça ve dağınıkken, bir de konunun dağılmasına aldırmıyorum.Ama bu sefer olmaz.Şimdi değil.Toplamam gerek konuyu.Çünkü hayatımın daha fazla dağılmasına izin veremem.Bunu kendime yapamam.
Denize aşık bir deniz kızı olduğumu düşünmüşümdür hep.Çünkü ben denizdeyken kendime içsel yolculuklar yapmayı severim.Yaz günlerini anımsıyorum.Dakikalarca sadece dalgaları izlediğim zamanları...Dalgalar bazen gerçekten çok hırçın olabiliyor.En sevdiğim tişörtün sırılsıklam olmasına aldırmadığım zamanları anımsıyorum.Denize hiç kızamam ben çünkü.Şimdilerde o umursamaz kızı özlüyorum,denizi özlüyorum.Yüzdüğüm zamanları düşünüyorum.Ben en çok yüzerken konuşurum denizle.Yorsa da bazen beni deniz,yine onun kucağında dinleniyorum.Kendimi dinliyorum.Geçecek diye saçlarımı okşuyor deniz.Kendimi ona bırakıyorum,kanıyorum yine.Kulağıma gelen dalga sesleri uzaklardan bir deniz kızının hüzünlü şarkısını benziyor.Bu şarkıya hayır diyemem,hiç diyemem.Çoğu zaman kendimi dalgaların kollarına bırakırım.Genelde kimseye içimi yansıtmayan ben,denize dökerim içimdeki tüm bozuk hüzünleri.Balıklara bakar ve derim ki;
"Babanızın kıymetini bilin."
Deniz teşekkür edercesine gülümser bana.Herhangi bir kayalıkta bacaklarım denizde olacak şekilde otururum.Çünkü kendimi tamamen denizden soyutlayamam.Bunu yapacak kadar kötü biri olamam.Ayak parmaklarımla balıkları yakalamaya çalışırken,gökyüzüne bakar Tanrı'ya teşekkür ederim.Çok fazla uzak kalamadığımdan tekrar atarım kendimi denize.Yorulana kadar yüzerim,yorulana kadar kendimle cebelleşirim.
Sıcak yaz akşamları,hafif meltemli akşamüstüleri hatırlıyorum.Elimde herhangi bir yazarın herhangi bir kitabı...Çoğu zaman denizi izlemekten kitap okuyamam ben.Deniz bende hipnoz etkisi yapar.Aklımı başımdan alır,yüreğimi başıma getirir.İçim sıkılır,canım yanar çünkü.Derin bir nefes alıp,yaşamaya devam ederim.Okuduğum kitabı bırakırken,denize bakarak söylenirim.
Ruhumdaki tüm yara izleriyle Tanrı'nın önünde buluyorum kendimi.Ellerimden tutup kaldırmasını umuyorum.Hafifçe gülümsüyor Tanrı.
"Ne de çok geciktin."
Ah evet, yaşadığım tüm hüzünler tekrar gözümün önünden geçiyor.Sadece canım yandığında Tanrı'ya koştuğum için kızıyorum kendime.Özür dilemek istiyorum,bir daha hiç gitmeyeceğime söz vermek istiyorum.Yapamıyorum.Yaralarımı saklama çabalarına giriyorum.Tanrı görmesin,suçluluk duymasın istiyorum.
Tanrı iyice yaralarımı inceleyip,canımın bu kadar yanmasına izin verdiği için özür diler gibi bakıyor.O'na hiç kızmıyorum.O'na bu kadar geç gelerek hak ettim bunu, biliyorum.Hiç farkında olmadan kendi sesimi duyuyorum.
"Benim...Benim canım çok yandı."
Büyük bir sevgiyle bakıyor bana . Affedecek sanıyorum.Cehenneme gittiğim günler bitecek,beni affederse tüm yaralarım iyileşecek sanıyorum.Anlatıyorum,çünkü daha fazla susarsam içimde kalan kelimelerin kalbimi parçalara ayıracağının bilincindeyim artık ve biliyorum beni O'ndan başka kimse anlayamaz.
"Her zaman yanında olacağıma dair söz verdiğim insanlar oldu,yapamadım."
Her gülümsememde dudaklarımdaki hüzünden dikişler canımı yaksa da kocaman gülümsüyorum.
Hala biraz bana kırgın olduğunu bildiğim halde konuyu değiştiriyorum.
"Bir adam var." diyorum.
Bu cümleyi kurmamla,o adamı benden iyi tanıdığını biliyorum.
Devam etmemi bekliyor,doğru sözcükleri bulmak için çabalıyorum.O'nu tekrar kırmak ya da kızdırmak asla istemiyorum.
"Bana inanmıyor değil mi?" diyerek beni bu dertten kurtarıyor.
"Sana inansın istiyorum." diyorum zar zor duyulan bir sesle.
Hafifçe saçlarımı okşadığını hissediyorum. "Çünkü sadece bazen onunla aynı duyguları hissettiğimizi düşünüyorum.Onun canı çok yanıyor,belki de benimkinden daha çok.Yaralarını sadece sen iyileştirebilirsin." Gülümseyerek dinliyor beni Tanrı.Devam etmemi işaret ediyor. "O'nu sana inandırmaya çalışmak istedim." Ellerimi gösteriyorum. "Ellerim küçük benim,yapamadım." "Başkalarının iyiliğini isteyecek kadar iyi birisin." derken gurur duyan gözlerle bakıyor bana. "İyi biri olmaya çalışıyorum.Genelde bu yüzden susuyorum." "Bunu sorun yapma." diyor. " Onlara susup,benimle konuşuyorsun." Yanındayken tüm yaralarımın yavaş yavaş iyileştiğini hissediyorum.Burada ölmek istiyorum. Ellerimden tutup ayağa kaldırıyor Tanrı. "İyi biri olarak öl,sen benim kızımsın." Tanrı'ya iyi biri olarak öleceğim diye verdiğim sözleri yok sayıp içimdeki kinci çocuğa uyuyorum. "Ya canımı bu kadar çok yakanlar ne olacak?" Alnımdan öpüyor Tanrı. "Sen hiç merak etme , onların cezalarını ben vereceğim." İçimi rahatlatarak,iyi biri olmaya söz vererek ayrılıyorum yanından.Ama aslında o hep benimle biliyorum. Belki bu yazıyı yazdığım için bana kızgın olsa bile affedeceğini umuyorum.Aslında O'na hem çok yakın,hem de bir o kadar uzağım.Bazen gerçekten bana sevgisini hissettiriyor,bazense hiç umrunda olmuyorum.Ama O'na hep inanıyorum,çünkü eğer ona inanmazsam delirirdim.Ve çoğu zaman şunu diyorum. "Görüyorsun ya Tanrı'm, durum bu . Sen sevsen de öldürsen de kabulümdür." Çünkü şüphesiz O bizim bilemediklerimizi bilir. Ve hissediyorum; Bazen sadecece koşarak ona gelmemi istiyor. - ŞeymaS.
Bir sigara yaktı yanımdaki Kalona.Rüzgar sarı saçlarını hırpaladı.Omuzlarımdan tutup sarstı beni.
"Ağla! Ağlamazsan geçmez çünkü."
Alayla güldüm Tanrı tarafından cennetten kovulmuş , bu siyah kanatlı meleğin dediklerine.Derin bir nefes alıp,ciğerlerimin kanamasına aldırmadan konuştum.
"Ben ağlarsam geçer sanırdım.Hıçkıra hıçkıra ağladım ama geçmedi."
Yeşil gözlerini gözlerime dikti Kalona.
"Hiç geçmeyecek sanıyorsun, değil mi ? "
Gözlerim ince bileklerime,küçük ellerime kayarak konuştum.
"Geçecek sanıyorum bazen.Bitti sanıyorum.Ciğerlerimin kanaması duracak,kırık kaburgalarım iyileşecek sanıyorum.Gülebileceğim sanıyorum.Olmuyor , geçmiyor.Bazen geçiyor gibi oluyor ama bitmiyor, bitiyor gibi oluyor ama geçmiyor.Lanet olsun,sürekli kanıyorum!"
Ağlamamı bekledi Kalona.Bağırıp,çağırmamı belki.Ağlayamadım,sadece boş gözlerle bakmaya devam ettim.Bileklerimi tuttu,gözlerini ruhumdaki yaraların üzerinde gezdirdi.Biran için onları sarmak istediğini düşündüm.Hatta biran için gözlerinin dolduğuna yemin edebilirdim.Gözlerimi hala tuttuğu bileklerime indirerek,uzaklardan geldiğine inandığım bir sesle konuştum.
"Yaralarımı saramazsın sen."
Bileklerimi hafifçe bırakırken,ekledim.
"Kimse saramaz."
Sesi çıkmasa da dudaklarından ne demek istediğini anladım.
"Sadece Tanrı..."
Bulutların bile hüzünlü olduğu bu kasvetli havada , sanki Tanrı'yı görmek istercesine gökyüzüne baktım.Nedendir bilmem, hissettiğim ama kimseye anlatamadığım her şeyi ona anlatmak istedim.Bunu anlamış gibi sigarasını söndürüp yanıma oturdu.
"Senin yaralarını Tanrı saracak.Sen O'na doğru bir adım at , O sana koşacak."
"Seni cennetinden kovdu ama!"
Güldü Kalona.Güldü mü yunan tanrılarını andırıyordu.
"Beni sana gönderdi." dedi kulağıma fısıldayarak.
Ona inanmak istedim.Tanrı'nın hala beni yaralarımı saracak kadar sevdiğinden şüphe duyduğumu sakladım ondan.Sonra içimde tutmanın ciğerlerimi paramparça ettiğini hatırlayıp söyledim ona.
"Bazen beni sevdiğinden şüphe ediyorum."
Yüzümü avuçlarının içine aldı.
"Sadece sana kırgın biraz, O'nu çok ihmal ettin."
Kendime 'artık ağlamayacağım' diye verdiğim tüm sözleri yok sayıp ; gözyaşlarına boğuldum.Kendi hıçkırıklarımı duymaktan nefret ediyordum,ağlamaktan nefret ediyordum.Bazen kendimden bile nefret ediyordum.
Gözyaşlarımı sildi Kalona.Ağlama, demesini bekledim ama demedi.Hiç farkında olmadan,ağzımdan bir soru çıktığını duydum.
"Geçecek mi?"
Yeşil gözlerini ruhuma dikti adam.Zaman başka boyuta geçti,akrep bıraktı yelkovanın peşini.Çünkü çok hızlıydı yelkovanın gidişi.Sıkıca sarılıp,başımı göğsüne bastırdı.Saçlarıma öpücükler kondurdu.Yeteri kadar ağladığımı düşünüp sustum.Bana yeşil gözleriyle tekrar baktı,bir sigara yaktı.Gözleri çok uzaklara dalarken konuştu.
"Tanrı seni affedecektir."
Tamamen içgüdüsel bir hareketle ellerini tuttum.
"Seni de affedebilir."
Ellerini çekerken,yüzünde oluşan alaylı çapraz gülüşten etkilenmemek içten bile değildi.Sigarasından bir nefes çekerken;
"Hayır , küçüğüm." dedi. "Beni hiç affetmeyecek."
Ona itiraz etmek isterken,ayağa kalktı adam.Anladım,gidecekti.Hayatımdan giden kaçıncı adamdı,saymadım.Kal bile demedim.Diyemedim,çünkü bu ölü bir cesede kalp masajı yapmak kadar aptalca olurdu.Biraz uzaklaştıktan sonra içinde kalsın istememiş olacak ki bana seslendi.
"Tanrı beni seni böyle bıraktığım için hiç affetmeyecek."
Sadece uyumak ve her şeyi unutmak istedim o an.Bunu nasıl yapacağımı bilmediğimden gözlerimi kapattım. Her şeyiyle ufukta kaybolurken şöyle bir ses duyduğumu hayal meyal hatırlıyorum.
"Tanrı'ya koş küçüğüm! O seni hiç terk etmeyecek."